Perşembe, Temmuz 02, 2009


Ben, dişçi teyze ve bizim çocuklar...

Eh be kardeşim... Breh anasını be kardeşim... Ömrüm boyunca kaçtım, zıpladım zıpladım en sonunda kondum dişçi koltuğuna... 1 kere gitmiştim o da süper geçmemişti, bir daha yenisi çıkmayacak olan dişimi çekmişti amca, o gün bugündür gitmiyodum dişçiye...
Sen kalk, efendi efendi çay bahçesinde çayını içerken ön dişin acısın hayırdır inşallah de, ertesi gün gaza gel, nerden geldiyse o gaz git dişçiye... Dişçi teyze ön dişinde bişi bulamasın ama onun haricindeki dişlerde bişiler illa ki görür ve gördü de zaten... Neyse gerisi iğrenç işlemler anlatmaya gerek yok... Dişçiye gittim işte bu hafta 2 kere, yarın gene gidicem, haftaya gene gidicem... Kız arkadaşımdan daha fazla görüyorum dişçi teyzeyi... Güzel olacak ama :D Günün hatta haftanın mana ve önemine binayen resim çektim bi dane... Paylaşayım sizinle...

PS: Dişçiye gidin arkadaşlar, iyi bakın dişlerinize, benim gibi günde 50bin kere fırçalasanızda gene de sıkıntılar doğabiliyo... Gidin işte yaw, ben gittikten sonra siz de gidersiniz kesin zate :P

Pazar, Haziran 14, 2009

Anadolu Sigorta Reklam Filmleri - Sincap Necmi


Her ne kadar buram buram Guy Ritchie de koksa gene de güzel olmuş reklamlar :))
Anadolu Sigorta Reklam Filmleri - Köstebek Tahir

Cumartesi, Haziran 06, 2009


Güvercin Sendromu In The Morning...

Bu bana yapılır mı sevgili dostlar... Sabah sabah kıblemi şaşırdım. Yaklaşık 1 senedir balkonumda duran güvercin çifti en sonunda ya beni yada odamı merak ettiler. Yağmurdu çamurdu fırtınaydı kardı seldi, yazık olmasın diye balkonumda yaşamalarına göz yumdum. Her sabah 04:30 gibi uyanırlar, beni de uyandırırlar. Yatağın içinde söylene söylene uykuya geri dönmeye çalışırdım. Bu tarz bir ilişkimiz vardı güvercin çiftiyle.

Bu sabah artık dişi olan mı erkek olanı mı bilmiyorum, odama girdi, birde önce perdeye takılıp 10 yüz milyon takla attı. Bu sırada uyuyan bendeniz bahtsız deve, bu 10 yüz milyon takla esnasında çıkan seslerden ötürü ani bir adrenalin yüklenmesi ile herhangi birşeyi sorgulamadan, saatte 231 km/h hız ile yataktan fırlayıp, önüme çıkan bilimum sandalye, bilgisayar masası, terlik, kitaplık vb. şeylere çarparak odadan kaçtım. Bu sırada odadaki kaos ortamı yerini sessiz bir tedirginliğe bıraktı. Korkak gözlerle kafamı odanın kapısından uzattığımda, benzer korkak 2 gözün boncuk boncuk bana baktığını farkettim. Tabiatı gereği odama girecek kadar gerizekalı olan bu güvercin girdiği yolu göremeyip, odamdan çıkmıyordu.
Bu durumda yapmam gereken en mantıklı şeyi yaptım. Babama telefon ettim :)) Evet 26 yaşına bastım, askerliğimi yaptım ama söz konusu odama giren börtü böcek olunca babamı ararım. Tiksiniyorum birader ne yapayım. İş başa düşmediği sürece babamı devreye sokuyorum. Hem bir nevi babama şımarmış oluyorum, çok zevkli oluyo. "Buuubaaaaaa yaaaaa odama böcük girdi yaaa" diye babama koşmak zevkli oluyo, ehehe...
Neyse Turkcell aracılığı ile ulaşmam gereken babam yerine telesekreterine ulaştım. Haliyle telesekreter kuşu dışarı çıkarmayacağına göre iş başa düştü...
Aha dedim şimdi s.çtım...
Dememe kalmadan bir anahtar sesi ve sevgili "The Guardian" babam eve geldi :)) Güvercin ile ilgili Quest'i babama verdim ve quest'i başarı ile bitiren babam 2300 experience ve +100 reputation puanı kazandı :))
Teşekkürler baba...

PS: Ahanda resimdeki gibi bi güvercindi, paçası yoktu ama...

Perşembe, Mayıs 28, 2009



Nvidia vs. Nivea

- Anam adamın teri bile Nvidia kokuyo...

- !?? Nvidia?

-? hee... Nvidia...
- !!!???
- Anam Nivea, anla işte...

Cuma, Mayıs 15, 2009


Rescue Me

TNT'de şans eseri rastladığım bu diziye daha ilk sahnesinde vurulmuştum. Reklama girene kadar geçen sürede paralize olmuş, ağzım açık bir şekilde izlemişim. Gözlerimde hafif bir yanma hissettiğimde ise farkettim ki gözlerimi bile kırpmamışım :))
Golden Globe, Emmy ve daha başka birçok ödüle aday gösterilen, birçoğunu da kazanan Rescue Me, 11 Eylül sonrası New York'ta bir itfaiye merkezinde geçiyor. Dizide yer yer komedi unsurlarına rastlasak da aslında drama üzerine kurulu bir alt yapısı var. Merkeze bağlı görev yapan itfaiyecilerin hayatları üzerine kurulu olan bu dizi oldukça yetişkin öğeler ve hikaye içeriyor. Hayatın gerçeklerinden taviz vermeyen sert bir dizi. Bir itfaiye üyesinin yüzleşebileceği her türlü sert durumu ve bu durumların üstesinden gelebilmek için nasıl çaba sarfettiklerini anlatıyor. Tabi bu çabalar çoğu zaman normal bir vatandaşa oldukça sıra dışı gelebilecek yaşam tarzları sergilemiyor da değil... Bu diziyi özellikle bu sıradışı durumlardan ötürü çok seviyorum. Nip-Tuck da sıradışı bir diziydi ama iyi-kötü bir yapaylık vardı dizide. Rescue Me de bu tarz bir yapaylık yok. Dizideki karakterlerin bir kısmının da oldukça saf olması ve bu saflıkla çapkınlık yapmaları oldukça eğlenceli oluyor.
Dizide arka planda sürekli hayat, yaşam, ölüm, din, arkadaşlık, yetişkin ilişkiler, uyuşturucu,alkol, aile kavramı, cinsellik kavramları irdeleniyor. Dizinin baş karakteri Tommy Gavin'in gördüğü halüsinasyonlar esnasında öne çıkan aile, ahlak ve din konuları üzerine tartışmalar oldukça dikkat çekici ve düşündürücü. Bazı sahneler (abartmayayım ama) fanatik din taraftarlarının bile kafasının karışmasına sebep olabilir.
Dizinin karakterleri, babamın değişiyle oldukça "Kelle" tipler. Bu terimi bana kazandıran babama teşekkürler. İzlerseniz göreceksiniz hakikaten "cuk oturuyo" bu terim :))
5 Sezon süren bu diziyi bir çırpıda bitireceğinize eminim. Şu anda 3. sezondayım ve saat 01:00 olsa da izlesem diye debeleniyorum gün boyu. (Dizi ve film izlemeye 01:00 de başlarım )
Bu blogdan daha önce de dizi ve film tavsiyelerinde bulunmuştum. Kesinlikle şimdiye kadar izlediğim en mükemmel dizi. Feci keyif alıyorum. Dizinin üzerimde tek kötü etkisi her bölümde içilen alkolün beni azdırması ve sürekli diziyi izlerken alkol tüketmem :))

Dizinin resmi web sitesi : http://www.rescueme.com

Salı, Mart 31, 2009


Dr. No's Oxperiment

Link gönderenin 40 yıl kölesi olurum demiştim. Gerek kalmadı, kendim buldum. Süper ötesi bir albüm. Selda Bağcan'dan ve bol bol Barış Manço'dan sample'lar kullanmış. Süper bir düzenleme, süper bir müzik kulağı sanatçıdan. Mutlaka dinleyin...

http://rapidshare.com/files/196156371/Oh_No_-_Dr._No_s_Oxperiment.rar

Çarşamba, Şubat 25, 2009


The Chaser

Güney Kore derim başka da bişey demem... Adamların kafası bir başka çalışıyor film sektöründe.
Kısa yoldan tüme varım yapmak gerekirse Güney Kore'li senarist ve yönetmenler "arızalı beyinler" kardeşim... Örnek vermek gerekirse Oldboy'un yönetmeni Chan-wook Park. Adam dehşet bir intikam üçlemesi yarattı. Oldboy'la da tavan yaptı. Oscar falan dağıtıyorlar ya... Yalan hepsi... Kaba tabirle film mi yahu onlar? dedirtecek cinsten Güney Kore filmleri... Şahsen arızalı bir beyin olduğum için de gidip de Güney Korelilerin aşk filmlerini izlemiyorum. Nerede var apık sapık, gore filmler ben oradayım. Yakın arkadaşım Seçkin'e de selamlar bu bahane ile... Açın da bir izleyin "Visitor Q" filmini. Bakalım ne diyecek çevrenizdekiler. Arşivimdeki filmlerle direk ipe götürülmem lazım ya, o da ayrı bir konu. (Hayır itiraf değil bu... Kendimle hesaplaşma yazısı da değil. Mutluyum ben gore filmlerden.) Sadede geri dönelim. 3 hafta önce izlemiştim The Chaser'ı. Tabi ki, çok uluslu bir şirketin CEO su olduğum için blog'a aktaracak zaman bulamadım :)) Nasıl oluyorsa? Boş zaman zenginiyim şu sıralarda. Fatih'e selamlar :)) Oldboy'dan sonra intikam ve iç daraltma konusunda bu kadar iyi film izlememiştim. Feci daraldım. Bitsin yahu film de laptopa kafa atayım dedim filmin sonlarına doğru. Spoiler vermeyeyim ama feci gıcık oldum filmin 2. başrol oyuncusuna... Filmin orjinal ismi "Chugyeogja" Link vermeyeyim ama bulamadım ben hacı derseniz yollarım... Bayanlar baylar. İzleyin Güney Kore filmlerini. Sağlam bütçe ayrılabilse tanıtımlarına, dünyayı sallar bu filmler... Çok yakında tahtalı köye göç etmeden seyredilmesi gereken en iyi 10 iç daraltıcı film adlı kayıt da yayınlayacağım. Stay Tune..! Bye Bye...