Cuma, Mayıs 15, 2009


Rescue Me

TNT'de şans eseri rastladığım bu diziye daha ilk sahnesinde vurulmuştum. Reklama girene kadar geçen sürede paralize olmuş, ağzım açık bir şekilde izlemişim. Gözlerimde hafif bir yanma hissettiğimde ise farkettim ki gözlerimi bile kırpmamışım :))
Golden Globe, Emmy ve daha başka birçok ödüle aday gösterilen, birçoğunu da kazanan Rescue Me, 11 Eylül sonrası New York'ta bir itfaiye merkezinde geçiyor. Dizide yer yer komedi unsurlarına rastlasak da aslında drama üzerine kurulu bir alt yapısı var. Merkeze bağlı görev yapan itfaiyecilerin hayatları üzerine kurulu olan bu dizi oldukça yetişkin öğeler ve hikaye içeriyor. Hayatın gerçeklerinden taviz vermeyen sert bir dizi. Bir itfaiye üyesinin yüzleşebileceği her türlü sert durumu ve bu durumların üstesinden gelebilmek için nasıl çaba sarfettiklerini anlatıyor. Tabi bu çabalar çoğu zaman normal bir vatandaşa oldukça sıra dışı gelebilecek yaşam tarzları sergilemiyor da değil... Bu diziyi özellikle bu sıradışı durumlardan ötürü çok seviyorum. Nip-Tuck da sıradışı bir diziydi ama iyi-kötü bir yapaylık vardı dizide. Rescue Me de bu tarz bir yapaylık yok. Dizideki karakterlerin bir kısmının da oldukça saf olması ve bu saflıkla çapkınlık yapmaları oldukça eğlenceli oluyor.
Dizide arka planda sürekli hayat, yaşam, ölüm, din, arkadaşlık, yetişkin ilişkiler, uyuşturucu,alkol, aile kavramı, cinsellik kavramları irdeleniyor. Dizinin baş karakteri Tommy Gavin'in gördüğü halüsinasyonlar esnasında öne çıkan aile, ahlak ve din konuları üzerine tartışmalar oldukça dikkat çekici ve düşündürücü. Bazı sahneler (abartmayayım ama) fanatik din taraftarlarının bile kafasının karışmasına sebep olabilir.
Dizinin karakterleri, babamın değişiyle oldukça "Kelle" tipler. Bu terimi bana kazandıran babama teşekkürler. İzlerseniz göreceksiniz hakikaten "cuk oturuyo" bu terim :))
5 Sezon süren bu diziyi bir çırpıda bitireceğinize eminim. Şu anda 3. sezondayım ve saat 01:00 olsa da izlesem diye debeleniyorum gün boyu. (Dizi ve film izlemeye 01:00 de başlarım )
Bu blogdan daha önce de dizi ve film tavsiyelerinde bulunmuştum. Kesinlikle şimdiye kadar izlediğim en mükemmel dizi. Feci keyif alıyorum. Dizinin üzerimde tek kötü etkisi her bölümde içilen alkolün beni azdırması ve sürekli diziyi izlerken alkol tüketmem :))

Dizinin resmi web sitesi : http://www.rescueme.com

Salı, Mart 31, 2009


Dr. No's Oxperiment

Link gönderenin 40 yıl kölesi olurum demiştim. Gerek kalmadı, kendim buldum. Süper ötesi bir albüm. Selda Bağcan'dan ve bol bol Barış Manço'dan sample'lar kullanmış. Süper bir düzenleme, süper bir müzik kulağı sanatçıdan. Mutlaka dinleyin...

http://rapidshare.com/files/196156371/Oh_No_-_Dr._No_s_Oxperiment.rar

Çarşamba, Şubat 25, 2009


The Chaser

Güney Kore derim başka da bişey demem... Adamların kafası bir başka çalışıyor film sektöründe.
Kısa yoldan tüme varım yapmak gerekirse Güney Kore'li senarist ve yönetmenler "arızalı beyinler" kardeşim... Örnek vermek gerekirse Oldboy'un yönetmeni Chan-wook Park. Adam dehşet bir intikam üçlemesi yarattı. Oldboy'la da tavan yaptı. Oscar falan dağıtıyorlar ya... Yalan hepsi... Kaba tabirle film mi yahu onlar? dedirtecek cinsten Güney Kore filmleri... Şahsen arızalı bir beyin olduğum için de gidip de Güney Korelilerin aşk filmlerini izlemiyorum. Nerede var apık sapık, gore filmler ben oradayım. Yakın arkadaşım Seçkin'e de selamlar bu bahane ile... Açın da bir izleyin "Visitor Q" filmini. Bakalım ne diyecek çevrenizdekiler. Arşivimdeki filmlerle direk ipe götürülmem lazım ya, o da ayrı bir konu. (Hayır itiraf değil bu... Kendimle hesaplaşma yazısı da değil. Mutluyum ben gore filmlerden.) Sadede geri dönelim. 3 hafta önce izlemiştim The Chaser'ı. Tabi ki, çok uluslu bir şirketin CEO su olduğum için blog'a aktaracak zaman bulamadım :)) Nasıl oluyorsa? Boş zaman zenginiyim şu sıralarda. Fatih'e selamlar :)) Oldboy'dan sonra intikam ve iç daraltma konusunda bu kadar iyi film izlememiştim. Feci daraldım. Bitsin yahu film de laptopa kafa atayım dedim filmin sonlarına doğru. Spoiler vermeyeyim ama feci gıcık oldum filmin 2. başrol oyuncusuna... Filmin orjinal ismi "Chugyeogja" Link vermeyeyim ama bulamadım ben hacı derseniz yollarım... Bayanlar baylar. İzleyin Güney Kore filmlerini. Sağlam bütçe ayrılabilse tanıtımlarına, dünyayı sallar bu filmler... Çok yakında tahtalı köye göç etmeden seyredilmesi gereken en iyi 10 iç daraltıcı film adlı kayıt da yayınlayacağım. Stay Tune..! Bye Bye...

Cumartesi, Şubat 07, 2009

Fuck me...

Elemanın official blog unu buldum... Fuck me... Yaklaşıom linklere...
http://ohnothedisrupt.blogspot.com/

Help Needed...

Aman arkadaşlar, yaman arkadaşlar... Ben ki interneti download etmiş adamım... Bi nigger ı bulamadım... Adam feci, manyak, süper... Yoouuww, youww... Arkadaşın ismi Dr No's Oxperiment... Ben bu biraderin albümlerini bulamıyorum .. Last.fm bile tanımıyor arkadaşı... Yaptığı işler süper... Ortadoğu, İran, Irak, Türkiye'den eski fenomen, efsane isimlerin, eski şarkılarını editliyo, dance müziği ile harmanlıyo, süper bir dj... Yeni çıkan Skate 2 oyununun da sountrack'inde mevcut... Hemi de Selda Bağcan şarkısı ile... Elamanın albümlerine link bulanın 40 yıl kölesi olurum... Please help me...

Perşembe, Ocak 29, 2009


Herbişey...

Adres barına her yazdığım zımbırtı önce Google Analytics'e gidiyo... Ne zamandır kılım bu duruma, dava açayım desem kesin mozilla'nın end user sözleşmesinin kıyısına köşesine eklemişlerdir. Sırf ingilazce gelişsin diye de oturup onu okuyacak kadar zamanım olsa ben şu anda King Arthur olurdum... Neden King Arthur diyenlere en ufak bir mantıklı cevabım yok... I'm Out...

Bedük...

Yılların metalcisi olarak yumuşadığım şu günlerde, Ip Çıs Dıp Çıs içerikli musikilere eğilim gösteriyorum. Türkiye'den de güzel bir örnek... Herhalde...Klibini seyrettim, mantalite süper...Şarkı güzel... Albüm şimdi indi... Hemide lisanslı... TTnet Musiiki'ye teşekkürler... Yemekten sonra inceleyecem albümü...
Gün ola hayrola... Hamdolsun

Çarşamba, Ocak 14, 2009


Big Nothing

"4 tanesi 10 milyon abiii" adlı reyondan, dvd arka yüzlerini okuyarak seçtim... Enteresan bi film çıktı... Hakikaten kocaman bir hiç... Eğlenceli, traji-komik falan filan... Spoiler veririm şimdi, en sevmediğim mevzudur kendisi... Ben yapmayayım en azından... Ben beğendim siz de izleyin demem çok anlamsız kaçacak belki ama... Baya sağlam film arşivim vardır her filmi de sevmem :)) Gene size anlam ifade etmeyecek bi cümle kurdum... :)) Bulursanız izleyin işte ne diyeyim... Bulamayanlar da bulamasın... Hayatta yardım etmem... Arşivimden film çıkarmam, film isteyen boş dvd getirsin günlerce kahve içer kopyalarız, ama film evden çıkmaz :))

Pazartesi, Aralık 08, 2008



Issız Adam

Fantastik ve korku türü harici kitaplar okumamamın yanlış olduğunu bildiğim gibi, aşk meşk filmlerini sevmemenin de yanlış olduğunu biliyorum. Dram türü filmleri seviyorum ama dehşet bir dram lazım bana, içi daraltan, insanı bunalıma sürükleyen, hatta içinde şiddet kan revan da varsa ohh o zaman seyretme de yanında yat...
Örnek: Old Boy

Neyse ne kadar sadomazoşist olduğumu anlatmadan konuya gireyim. Sinemadan çıkan ağlayan grupların gittiği filmleri sevmem. Dediğim gibi aşk filmlerini de sevmem. Ağlayan topluluk da sevmem. Bu nedenle Çağan Irmak filmlerine de gitmem, herhangi bir multimedia ortamda da seyretmem... (nasıl süper bi meziyet dimi? , gurur duymalıyım :P ) Bu sefer biraz da kız arkadaşımın gazıyla gittim. Beğendim hatta beğendik... Kendi ilişkimizden de ufak notlar görmek filmde güzel bir süprizdi benim için... Belki de o sebepten sevdim, bilmiyorum... Neyse, gidin işte güzel filmdi...
Biliyorum güzel bir teşvik yazısı olmadı. Ama gidin işte... Ben beğendiysem siz hayli hayli beğenirsiniz...

NOT: Filmde yanımızda oturan 28-32 yaşları arasında olduklarını tahmin ettiğim 2 eleman vardı. Onlar pek bi mutlu oldular filmde, baya eğlendiler. Birbirlerine olan bu müthiş ilgi ve ortak beğenileri, bende kendi aralarında eşeyli üreme konusunda şüphe uyandırdı. Süper bi çift olmuşlar hatta ohh tam olmuşlar sakın ayrılmasınlar... Eeheheh... Neden 2 erkek o filme gitsinki yaw, hemde o kadar eğlensinler filmdeki güzel sahnelerde :)) eheeh Tam olmuşlar...

Cuma, Aralık 05, 2008


Erhan Göksel

Daha önceden de çeşitli tartışma programlarında izlemiştim. Oldukça mantıklı açıklamalar yapmıştı kendisi. Çok çok iyi analizleri var. Son iki saatimi babamla beraber Haber Türk kanalını izleyerek geçirdim. Sabah Tümer'in programına çıktı ve dehşet açıklamalar ve tespitlerde bulundu.
"Kriz bizi etkilemez, kriz teğet geçti" diyen Hamdolsuncu zihniyetin aldığı karaları daha doğrusu alamadığı önlemleri, göremedikleri gerçekleri anlattı. Kardan zarar eden sanayi patronlarının gerçeklerini anlattı. Kafasını kuma gömen cahil halkımızdan bahsetti. Anlattıkları, öngörüleri malesef gerçekleşecek. Umarım izleyebilmişsinizdir programı. Erhan Göksel ve ekibinin çalışmalarını merak edenler için www.versohaber.com

Çarşamba, Aralık 03, 2008

Sapphire HD 2900 XT GDDR4

Ekran kartım ısındı, soğuttum. Bugün "Pure" oynarken, çattanak kapanan sistemim aklımı karıştırdı. "N'olüyo beah..!" efektimden sonra, üşenmedim tekrar çalıştırdım PS3 den devşirme oyunu... Bir de baktım ne görem... Ekran kartım gayet 107 santigrat derece... Yemek pişer yani... Sebebini anlamak uzun sürmedi tabi... Canavar sistem diye masaüstümde beslediğim aletin nedense tozlarla olan münasebetini dikkate almamışım bunca zamandır... Sıkılmış kasa, toz kusmuş herbir yanından... Tıkanmış herbir yanı... Aldım elime sazımı dercesine aldım elime elektrikli süpürgemi. Açtım kasamı... Ohh tertemiz... Sonra da günün mana ve önemine binayen açtım bi Unreal Tournament 3... Max detail, vivid post-shader ayarlarıyla... İki kapıştım, rocket launcher yolladım, Goliath kullandım kendime geldim... Tekrar baktım ekran kartı 72 derece... Hah dedim oldu şimdi...



Firefox Çöktü

Fatih'in blogunda yayınladığı bi linkte gezinirken Firefox çöktü. 4 senedir kullanıyorum, ilk defa böyle bir hata gördüm. İşin garibi çökünce "ben çöktüm" demesi. Böyle süper bi program görmedim ben. Çöktün madem, nasıl hooop diye hemen düzelttin kendini. Enteresan.
I Love You Mozilla...

Cumartesi, Kasım 29, 2008

Nüfus Cüzdanı Kayıp İşlemleri

Bu geceki dramatik ve komik mevzu sonucu hayatıma giren olgu. Kaybeden varsa aşağıdaki linkte yapmaları gerekenler hakkında hazırlanmış süper bir flash...

http://www.kutahyanufus.gov.tr/images/seslikayip.swf
Bourne Identity

28 Kasım Cuma akşamı saat 22:30 da Değirmendere meydanda yapılan genel trafik ve asayiş,narkotik taramasında görevli polis memurları büyük bir başarı örneği göstererek, kontrol etmek için aldıkları Nüfus Cüzdanı'mı kaybettiler. İşin garibi mevzu gözümün önünde oldu. Elindeki topu topu 4 kimliği, "Ne sihirdir ne keramet el çabukluğu marifet" yaparak hızlı bir şekilde 3 farklı memura vermesi, her memurun farklı yöne gidip kimlikleri araçlara dağıtması, bu işlem esnasında ismimin yüksek sesle aralarında telafuz edilmesi, benim aramızda 3 metre olmasına rağmen "Benim o memur bey" diye seslenmem, buna rağmen el çabukluğu mevzusunun gelişmesi, 3 farklı yöne giden memurdan sol taraftakini seçmem, oraya gidip kimliğimi aramam ve bulamamam, bu esnada diğer 2 memurun kimlikleri araç sahiplerine vermesi araçların çekip gitmesi, kimliğimi alan memurun "allah allah bana mı verdiniz kimliği?" demesi, o esnada şaşırarak çekip giden araçlara bakması, sonra da "Kusra bakmayın" demesi, "Bizzat durumla ilgilenecem" diyip adres ve telefon bilgilerimi alması, "Bulursam evinize ben getirecem" diyerek beni rahatlatmaya çalışması, ardından benim karakola gidip "Kayıp Zabtı" tutturmam, "Bu gece çevirdiğiniz araç bilgileri ve kontrol ettiğiniz kimlik bilgileri elinizde yok mu?" demem üzerine bana gösterilen liste, "Eee peki neden listedeki kişilere sormuyosunuz? Cüzdanlarına bakabilirler ve kimliğimi getirebilirler" demem üzerine merak etmemem gerektiği konusunda beni bilinçlendirmeleri, hala içimde o listedeki kimseye telefon açılmayacağına dair güçlü inanç, babamın bu gece meydanda çevirme var gitmeyin diye telefon açmasına rağmen kaşınıp gitmemiz, bütün bu sürecin yaklaşık 45 dakika sürmesi, en dikkat ettiğim şey olan Nüfus Cüzdanı'mın kayıp edilmesi hikayesi... Şimdi sürekli camda polis otosu bekler halde oldum. Yahu gözüm gibi baktığım nüfus cüzdanım kayboldu, daha doğrusu kayıp olduruldu. Enteresan oldu... Umarım görevli polis memuru listeden yola çıkarak bulabilir, herşeyden önce bulmak ister ve Pazartesiye kadar nüfus cüzdanım bana ulaşır.
Canım çok sıkıldı.
Emniyete olan güvenim sonsuz demek isterdim ama hüsrana uğradım bu gece...
Hamdolsun...

NOT: İleride üzerime açılabilecek olası şirketler ve adıma düzenlenebilecek banka kredilerine karşılık elimde sadece bu blog girdisi ve emniyette tutturduğum zabt var... Umarım gerek kalmaz...

Perşembe, Kasım 27, 2008

Vista

Oturdular o kadar Vista yaptılar, hala mavi ekran veriyo Windows 95 gibi... En çok Windows 95'i seviyorum. Hiç değilse ne yapacağı, ne zaman mavi ekran vereceği belliydi...

Cuma, Kasım 21, 2008

Musiki Yayını...

Bugün dayanamadım ve next blog butonuna bastım, dayanamadım... Tabii ki gene ispanyolca bi dünya blog... Oyy... Gene ispanyol blogların bi danesinde Sidebar'da gördüğünüz musiki playerlarını farkettim... Ula bu ne şirin şey dedim... Azıcık bırkaladım ve ahanda şu siteye ulaştım.
www.myflashfetish.com
Bundan sonra Sidebar'da musiki yayını yapacam. Blogu takip edenlere sevgilerle...
Sony FH-G70

Uzun zamandır aklımda olan mevzuyu yaptım... Bağladım benim masaüstü pc görünümlü canavara, modifiyeli Sony FH-G70 müzik setini... Açtım önce bi Race Driver Grid oynadım, kokpit kamerasından, İstanbul Park pistinde... Tutmayın laaa beni dedim sonra da... Açtım musiki... Açtım önce Sultana'nın son albümü Şöhret Yolu'nu... Açtım önce "Bende İstiom" şarkısını, ardından da "Dibibik"... Biraz Equalizer ayarı... Dile geldi mübarek alet... Amanın... Dayadım sonra da Motörhead'in son albümü" Motörizer"... Evet biraz kültür şok ama :)) Lemmy Kilmister odamda sanki yaw... Hatta 2 kat aşağıdaki ananemlerin odasına bile misafir olmuş olabilir... Biliyorum, hayvanım... Meskun Mahal'de bilmemne kadar desibel yarattım... Ama hem hak etti sevgili komşularım hem de çoğu yoktu evlerinde... Feci gözlem yaparım... Gravity Sensor var elimde... Apartmanın kütleçekimini belirliyom wallah... Ona göre apartman popülasyonu... Cam kenarında bekleyen cam güzeli olmama gerek yok yani... Oturduğum yerden hesaplarım gari apartman popülasyonunu... Breeh anasını... Neymişim ben...

Perşembe, Kasım 20, 2008

Next Blog - Popülasyon Karmaşası- Kök Hücre de dahil mevzuya

Anladım ki, az önce farkettim ki blogger Jameika, Brezilya ve Kore akımında... Meraktan basmaya gelmiyo Next Blog kısmına... Ecnebi yazılar, anlamıyom merakım da depreşiyo... İngilizce ok, Almanca eh... Bunların haricinde çıkınca dil olmuyo... Benim mi DNS ayarlarım garip ey TTnet...
Ayrıca gene farkettim ki en acayip halk, Caponlar. En rüküş Brezilya. En mutluluk dolu bloglar da Jamaika'dan... Ayrıca Japonya'ya taşınmak istiyorum sırf düzenledikleri Şebelek yarışma ve show programları sebebiyle... En azından bizdeki gibi Gelinim Olur Musun? Hadi Gayri Evlenelim yarışmaları değil. Hafiften panayır eğlencesi ama feci komik. Bi kere adamların feci dehşet garip bir dilleri var... Neyse mevzu uzayacak...
Basmayacam bundan sonra Next Blog kısmına... Ayvalık Tostu gibi oldu beynim... National Geo, Discovery, dizi, net, blog derken... Ne ararsan var beynimde... İddaa ediyorum bırakın tek başıma beni ıssız bir adaya, hayatta kalmayı geçtim, popülasyon bile yaratırım. İliğimden kemiğimden insan yaratırım. Kök hücre dalında çığır açarım. Öyle böyle bi insan değilim. Über oldum baya bi...
Hamdolsun...
Melankolik

Dün akşamki metalcinin galaksi rehberi yazımda, kanırdım, kanırttım kendimi, asıldım beynimin nöronlarına... I ıh olmadı... Unuttum o hain kelimeyi... Tutturdum "platonik de platonik"... Hatırlayamadım çünkü kelimeyi. Platonik, sadece yardımcı bir kelime olacaktı. Wing-man olacaktı sadece... Unuttuğum kelime : "Melankolik"....
Hayde breehh...
Hatırladım ama...
Hamdolsun...
Bir Metalcinin Galaksi Rehberi...

Ya nedir bu metalcilerin hali... Süreç hep aynı mı? Prosesler falan... Kısa bir akış şeması yaratayım hemencecik... Benim şemamı en azından...

Bulutsuzluk Özlemi Konseri sonrası, la ben heralde seviom bu mevzuyu ile başlayan Metallica yönelişi... Ardından gazı almışız bırakırmıyız, sırada Iron Maiden... Amanın sonrasında Sepultura... Ya allah bismillah Trash e geçtik. Tam Gaz... Slayer... Sonra kafam şişti gayri, hafiften de hatunlara takılır kafa, platonik mevzu... Yavaştan Gothic' e kayılır. Tam mevzuya hakim olamadan, çünkü henüz Gothic'i anlayabilecek benlik oluşmamıştır. Kaptırıverirsin kendini marşlara, ballad lara, yani Blind Guardian. Ardından dururmu bünye, İced Earth... E altyapı oluşmuştur yavaştan, kafa kaldırır artık haydeeee Death Metal... Siyah olmazsa olmaz, saçlar zaten uzamıştır. Gerçi benim saçlarda bi Bonus kafa mevzusu vardı. La tam da o reklam yeni peydah olmuştu. Ne dalga geçtiler benimle. Neyse... Cradle Of Filth, ohh miss... Bütün bu akımların içinde benim için sürekli olan sadece Nu-metal di... KoRn... neyse Death Metal artık yıkar bünyeyi... Yeter gayri dersin, offf bi de platonik olmuşsun... Amanın böle rüyalarda yaşıyosun... Bünye alcohol dolmuş... Oyy oyy... Tam Gothic, Doom zamanı... Bünye Katatonia, Opeth, My Dying Bride ile sarsılır... Uzun da sürer şemanın bu kısmı... Sonra la ağla ağla nereye kadar dersin, etrafına bakınırsın azıcık. Dünya bi elektronik müzikle çalkalanıyo... Bi gün kulağına bi ses gelir Radio Eksen'de Replikas Babylon'da diye... İsim güzel, anlatmışlardır da şöle böle diye radyoda... Atlar metroya gidersin Babylon'a... Pek bi beğenirsin... Sonra bakınırsın etrafına kim dinler bunu, kim sever, psiko analiz hemen. Zate yıllardır doom dinlemişsindir ve sohbet sohbeti açar, ahhh o hatun yaktı beni, bu sevda öldürdü beni, içmişsindir galon galon kanyak, bünye yanmış kavrulmuş, uzun sohbetler sonrası olmuşsundur artık insan sarrafı... İnsanların cibiliyetini anlar olmuşsun artık yüzlerine baktığında... İmplant takılıdır yani gözlerine... Yaw bu müziği sevenlerde gayet senin gibi, tarzları sana benzer, giyinişti, sohbetti falan... Her ne kadar giyiniş falan takmasam da... Kim var lan bu dünyada Post-rock yapan dersin ( Not: Replikas Avant-garde yapar, atlamayın sakın le alaka lan şimdi Replikas ve Post-rock diye) Kısa bi araştırma, here it is... Mogwai... Amanın bunca yıldır ne hacet şarkı sözüne... Adam senin ruhuna işler müziği ile... ardından engelleyemezsin kendini kaptırmışsındır kendini... Godspeed You! Black Emperor, Do Make Say Think, Explosions In The Sky... sittir lan gay metalci derler artık sana... İp..sin olum derler :D ardından yaw bu elektronik musiki süpper yaw dersin... Fatboy Slim, Chemical Brothers, Benny Benassi... Sonra ben yaptım. Evet bunu da yaptım... Rap de dinledim :))) Fuat ve Sultana'yı pek bi beğendim. Sultana'yı baya bi beğendim hatta...
Böle bi akış şeması... Anladım ki sonunda tarzlara takılıp kalınca insan neler kaçırıyomuş... Çok bilindik isimler verdim tarzları örneklerken. Ne cevherler, ne ustalar var... Silent Ballet diye bi oluşum var ki albümlerini çıkaramayan amatör Post-Rock gruplarını bilhassa toplayan ve net üzerinden yayımlayan bir firma, oluşum... Şu anda ağırlıklı olarak Post-Rock ve elektronik müzik dinliyorum... Azıcık azıtmak için illa ki Nu-metal... Bide bir türlü gerekli saygıyı gösteremediğim üstadlar... Black Sabbath, Motörhead, Aşık Veysel, Hafız Burhan, Kazancı Bedih... Kesinlikle ve kesinlikle dinlenmesi gereken, bir türlü tanıyamadığımız değerimiz, Kanun virtüözü Göksel Baktagir... Arayın bulun deneyin... TTnet Müzik sitesinde tüm albümleri var... Sınırsız adsl kullanıcıları ayda 500 şarkı indirebiliyor. Tamamıyla lisanslı albümler... Mercan Dede'de lazım tabi bünyeye...
Allahım nasıl bitecek bu yazı...
Arkadaşlar lütfen süper dehşet musiki insanları varken öle nota bile bilmeyen Demet Akalın, Popstar Ahmet, Zilli bilmem ne, Ebru Gündeş ( Bi de ekranda gerine gerine ben nota bilmem der)... Mahsun Kırmızıgül falan... (Cipine binerken çok sağol ya Ahmet kardeş iyi ki benim albümümü aldın, sayende zengin oldum diyolar mı? ) Yazık be abi... Yapmayın.. (Nasıl ama toplumsal mesaj da verdim, süperim)
Hade byes...

PS: Ya yazıya ne amaçla başladım, ne yaptım bilmiyorum... Öle bişi oldu işte... Afiyet olsun. Hamdolsun...